Spor medyası, medya alanında belki de en zorlu ve çalışmanın bilgiye en fazla dayandığı alanlardan biridir. Dışarıdan bakınca kolay ve bir o kadar da eğlenceli görünen spor medyası, kendi içindeki deneyimleriyle, değişen teknolojiyle ve çağa ayak uydurmaya çalışmasıyla diğer alanlardan çok daha hızlı bir gelişim göstermek zorundadır.

Ve eminiz ki herkesin bir futbol maçını izlerken ya da bir spor videosuna bakarken aklından oradaki muhabir, kameraman ya da fotoğrafçı olmanın ne kadar güzel olduğu geçmiştir. Peki gerçekten bu kadar kolay ve eğlenceli bir iş midir spor medyasında çalışmak? Bu konuya en iyi yanıtı Carlo De Marchis vermiş. Spor medyasında geçirdiği 30 yılı, iyi ve kötüsüyle bu yazısında kaleme almış.

Spor medyası işine 15 mart 1987’de Gamma Consult adında küçük bir italyan firmasında başlamıştım. 1980’lerden beri Olivetti sponsorluğuyla ilişkili olarak bütün işlemlerle ilgilenen Olivetti’nin küçük bir departmanında çalışıyordum.

Formula 1, Alp disiplini kayak, Atletizm, Ralli ve daha sonra Futbol.

Baştan uyaralım sıkıcı nostaljik şeylerle doludur, devam etmek size kalmış…

Okul arkadaşım Attilio Capella, dünya çapındaki spor etkinliklerini ilgilendiren bir işi olduğu için, okula çok sık gelmezdi. Ben de doğal olarak merak sarmıştım çünkü çoğu, yazın ve kışın düzenlenen etkinliklerdeki çılgın partilerin hikayesiydi. Bunun hakkında uzun süre şakalaştık ve bu bir noktadan sonra benim ofisi ziyaretim ve 1 hafta sonra o ofiste çalışmaya başlamamla sonuçlandı.

Gerçek bir işle ilk defa karşılaştığımda -bunu o zaman böyle belirttim mi emin değilim- uzun saçlı bir hippi olan Attilio’nun erkek kardeşi Beppe yerde yalın ayak oturuyordu, bacaklarının arasında bilgisayar bir şeyler yazıyor ve bağırıyordu.

Benden flopi diskten hard diske bir kaç dosya aktarmamı istediğinde ne dediği hakkında en ufak bir fikrim yoktu, üniversitede sadece PDP-11, Vax- Unix bilgisayar ve SUN1 iş istasyonunu kullanmıştım. Belki de kabul edip neyi kastettiğini sormam bugün yaptığım işin nedenidir. Gwbasic’te programlama yapıyorduk ve Olivetti bilgisarlarını kullanıyorduk, meşhur M24 flopi diski çok büyüktü ve hard diskleri max 20 mb olabiliyordu.

Seyahatlermizi üzerinde Olivettti logosu olan mavi Lancia Beta HPE executive ile yapıyorduk ve etkinliklerde Olivetti üniformalarını giyiyorduk. İyi görünüyorduk. Tabi İtalya’daki benzin istasyonunda çalışanların bizden para sayaçlarını tamir etmemizi istemelerini saymazsak.

O yıl ilk işim İmola’da Formula1 için köprüye asılacak olan bir zamanlama afişine yönelik yazılım kurmaktı. Daha sonra Villach ve Viyana’da Dünya motosiklet şampiyonaları için çalıştım.

O kış boyunca Alp disiplini kayağı dünya kupası için çalıştım, ilk kez 27 Kasım 1987 Sestriere’de Alp disiplini kayağının dünya kupası şampiyonu olan Alberto Tomba’yı görmüştüm. Bu bütün İtalya’nın uzun yıllar boyunca Alp disiplini kayağını takip etmesine neden olan bir dönemin başlangıcıydı. Resimden gördüğünüz üzere tv grafikleri monokromatik,sarı ve beyaz, o zamanlar gerçekten öncüydü. Kayakta Tomba, Stenmark, Girardelli, Formula1’de Senna, Prost, Mansell, Piquet, Berger zamanıydı.

Olivetti bilgisayarları ile dolu kutular, yazıcılar, temel tv grafik cihazları ve mekana bağlı olarak kablo veya RF sistemi ile kurduğumuz medya spikerleri için monitörler ile etkinleri takip etmek için dünya çapında seyahat ederdik.

Zamanlama standını idare etmek için güç kablolarının nasıl düzenleneceği stratejik bir karardı çünkü bilgisayarların yarışın ortasında kapanmaması gerekiyordu.

Önceden monte edilmiş kurulumu olan bir flight case’imiz yoktu bütün ekipmanlar mekanda birleştiriliyordu,bazen çok garip durumlar da olabiliyordu. Formula1’de otomobiller için otomatik zamanlama sensörlerini henüz tanıtmadık bu yüzden sadece foroğrafları mevcuttu.

Ki bu da bir insanın her tur için bitiş çizgisini geçerken mikrofona bütün araba numaralarını bağırması anlamına geliyordu. İlk turu 26 arabanın 10 saniyeden daha kısa bir sürede geçtiğini hayal edin. Sürücüleri ve arabaları, araba ve kask renkleri karışımı ile tanıyorduk ki her operatör bizimle çalışmadan önce bunları ezberlemek zorundadır. Arkadaşımız Umberto Lombelo her şeyi kabloyla, özellikle spikerlerin kablolarını bağlamayı çılgınca istemesiyle(abartmıyorum) ünlüydü (çoğunlukla devredeki kadınlarla takıntılı olması ile alakalı) ki bu işler ya 40 derece güneşin altında ya da -10 derece karda saattlerce uğraşılması gereken işlerdi. Emanuele Parotti Nigra ve Davide Bricarelli efsaneleri ve hikayeleri hem profesyonel hem de amatörce oluşturan o zamanların diğer iki ikonlarıydılar.

 

Metnin orjinali için tıklayınız

Leave a Reply