Olimpiyatların düsturu olarak Atina zamanlarından beri gelir bu sözler. Atletler de tarih boyunca bu düsturu yerine getirmek için ellerinden geleni yapmışlardır.

 

Zamanla atletlerin yarışı bitirme süreleri inanılmaz ölçülerde gelişti. Örneğin 1936’da Jesse Owens 100 metre Dünya rekorunu 10.2 saniye ile elinde tutuyordu ancak eğer 2013 yılında Usaib Bolt ile birlikte koşmuş olsaydı, Bolt çizgiyi 9.77 saniyede geçtiğinde aralarında 4,27 metre fark olacaktı.

Peki bu yalnızca atletlerin gün geçtikçe daha hızlı olmalarından mı kaynaklanıyor? 4,27 metrelik fark yalnızca daha iyi çalışmış bir atletin gelişimiyle açıklanabilir mi?

İki koşuyu ayrı ayrı ele aldığımızda, farkın yalnızca sporcular arasında olmadığını görürüz. Bolt’un koştuğu pist, insanın üzerinde en rahat şekilde koşması için özel olarak dizayn edilmiş teknolojik bir zemine sahipken, Owens, yanmış odun külünden oluşan bir pistte koşuyordu. Bir diğer etken ise Bolt’un, yalnızca 100 metre koşucuları için özel olarak üretilmiş bir ayakkabısı olmasına karşın Owens, Bolt’unki ile kıyaslanamayacak teknolojiye sahip bir ayakkabı ile koşuyordu.

Bir diğer örnek ise Yüzme sporunda karşımıza çıkıyor. Tarihsel olarak rekorların gelişimine baktığımızda sürekli bir aşağıya düşüş görüyoruz. Bunun belirgin sebebi sporcuların daha profesyonel şekilde antrenman yapmaları, daha çok çalışmaları tabi ki. Ancak bazı noktalarda keskin düşüşler göze çarpıyor. Örneğin rekor 1976 yılında bir anda yüksek oranda aşağı çekiliyor. Peki bu tarihe yakından baktığımızda Yüzme sporuyla ilgili olarak gelişen ne? Yarışmaların yapıldığı havuzların etrafına oluklar yerleştirilmesi ve yüzücüleri engelleyen türbülansın bu oluklar aracılığı ile dışarı atılması… Bu teknolojik gelişim yüzücülerin hızlarını daha yükseğe çıkarmaları için sürekli yaptıkları antrenmanlardan çok daha fazla verim getiriyor rekorun aşağı çekilmesine. Bu noktadan sonraki en belirgin düşüş ise 2008 yılında yaşandı. Sürtünmeyi maksimum seviyede engelleyen özel yüzücü kıyafetleri ile sporcular daha önce olduklarından çok daha hızlı şekilde yarışı tamamladılar.

Daha pek çok branş için aynı şeyleri saymak mümkün. Ayağa daha iyi oturan toplar, aerodinamik yapıya daha uyumlu bisikletler, topun daha az sürtünme ile sekmesini sağlayan parke zeminler… Hepsi modern sporun kusursuz olması için gelişen teknolojilerden yalnızca bir kaçı.

Spor, belki ilk modern olimpiyatların düzenlendiği Antik Atina toplumunda tamamen bireyin gücüne ve dayanıklılığına dayanıyordu ancak günümüze geldiğimizde teknoloji, en az sporu icra eden birey kadar aktif ve etkin bir rol oynuyor.

“Daha hızlı, Daha yüksek, Daha güçlü!” terimi yanına “Daha Yeni, Daha Yaratıcı, Daha Teknolojik!” mottosunu da ekliyor.

Leave a Reply